customLogo.gif

Açıklama




Vasfi Mahir Kocatürk'ün 1955 basım yıllı Tekke Şiiri Anttolojisi kitabı sayfa 199'dan alıntıdır. "İbrahim Ümmi Sinan (?-1568) karamanlı veya bursalıdır. Halveti tarikatının Sinaniye kolunu kurmuştur. İstanbul'da şeyhlik yapmış ve orada ölmüştür. Şiirleri, kendisinden bir yüzyıl sonra yetişen Elmalılı Sinan Ümmi'nin şiirleriyle karıştırılmıştır. Eski yazma dergilerde şiirlerine rastlanmaktadır. Divanı vardır.
İLAHİ Seyrimde bir şehre vardım Gördüm sarayı güldür gül Sultanımın tacı tahtı Bağı duvarı güldür gül.... İLAHİ Erenlerin sohbeti Ele giresi değil İkrar ile gelenler Mahrum kalası değil.... "
Şevket GÜrel'in derlediği 2001 basım yıllı Pir Ümmi Sinan Hazretleri Divanı 'ndan alıntıdır.
"AÇIKLAMA: Halvetiye tarikatının Ahmediye şubesinin Sinaniye kolu kurucusu Pir Ümmi Sinan ilim sahibi olduğu halde gördüğü bir rüya üzerine Ümmi mahlasını kullanmıştır. Seyid Seyfullah Hazretlerinin mürşididir. Bir de Ahmediye'nin Mısriye kolunu kuran Niyazi-i Mısri'nin şeyhi olan Elmalılı Sinan Ümmi lakaplı kamil bir şeyh daha vardır. Ümmi Sinan Hazretlerinden bir asır sonra yaşamıştır. Pir İbrahim Ümmi Sinan ilahilerinde Ümmi Sinan diye anılmış olup, Elmalılı Ümmi Sinan ise ilahilerinde hürmeti nedeniyle Sinan Ümmi diye anılmıştır. Sinan Ümmi bir ilahisinde "Gerçi adımdır Sinan Ümmi acep divaneyem Girmişem meydan-ı aşka baş açık merdaneyem" diyerek mahlas olarak kullandığı Sinan Ümmi'yi adı gibi verir. Hüseyin Vassaf Sefine-i Evliya (Süleymaniye kütüphanesi) adlı eserinde, "Bir Ümmi Sinan bir de Sinan Ümmi vardır. Sinan Ümmi Niyazi Mısr-i'nin şeyhi olan zatı alidir. Hazreti Pir Ümmi Sinan'dan 100 sene sonra dünyaya gelmiştir. Divanı vardır. Divanında Sinan Ümmi ismini kullanmıştır. Ümmi Sinan dememesi Hazreti Pir ile isim benzemesinden sakındığı içindir." bilgisi şerh düşülmüştür. Her ikisinin de arifane ilahileri vardır. Her ikisinin de Divanlarına "Ümmi Sinan" isminin verilmesi yanlış anlaşılacağından karıştırılmamalıdır. "




ÜMMİ SİNAN HAZRETLERİ’NİN HAYATI
Evliyanın büyüklerinden, insanların hayırlısı, tarikat sahibi, Hak dostu, hakikat arayanların rehberi, zahiri ilimlerde de yüksek bir veli. Haram ve şüphelerden sakınan ince din bilgilerini, tasavvuf meselelerindeki müşkilleri çözmekte emsalsiz, duası kabul olan yüce zatlardan. Doğruyu söylemekten çekinmeyen, ilmi ile amel eden çok mütevazı her hali ibadet olan, zamanın biriciği gönül gözü açık her hali dine uygun daima nefsi ile mücadelede, insanlara Allah- u Tealla’ nın emirlerini hatırlatıp yasaklarından emreden geçmişimize ışık tutan tarihi yüce bir insan peygamberimiz (s.a.v.) “Nebiyyül Ümmiye” diye medh olunmaktadır. ÜMMİ SİNAN Hazretleride ENDERUN Tahsili yapmış alim bir zat olmalarına rağmen gördükleri bir mânâ üzerine Ümmi Mahlası kullanmışlardır.
Ümmi Sinan Hazretlerinin asıl adı İbrahim olup babalarının adı Abdurrahman’ dır. Ümmi Sinan hazretlerinin doğum yeri hakkında alimlerimiz ihtilaf etmişlerdir. Bunlardan Bursalı Mehmet Tahir Bey “Osmanlı Müellifleri” adlı eserinde bir icazetnameye dayanarak Bursalı olduklarını yazmakta ise de, Hafız Hüseyin Ayvansarayi Velâyatname’sinde Arnavutluktan geldiğini, Sadık Vicdani Beyde “Tomar-ı Turuk Aliyyeden Hâlvetiye silsilenamesi” adlı eserinde, aslen Prizrenli denilmekte, Müstakimzade “Meşiyihname” adlı eserinde Ümmi Sinan (k.s.) hazretleri için “Nevahi- i Kisra min biladi Arnavud” yani (Kisranın memleketi olan Arnavudluktandır) demiştir.
Ahmed Hilmi Bey de “Seyyid Yahya Şirvani” adlı eserinde Rumeli ilinde çok şirin bir yer olan Gülikesir kasabasında doğduğunu yazmaktadır. Bu duruma göre doğum yerinin Rumeli olma ihtimali kuvvet kazanmaktadır.
Ümmi Sinan Hazretlerinin Doğum tarihinin; Yine Bursalı Mehmed Tahir Efendi “Osmanlı Müellifleri” adlı eserinde “Gitti 958(1551) de Ümmi Sinan” mısrasını yazmakta ise de, aşağıdaki bu beyitte 976(1568) olduğu yazılmaktadır:

Elli sekizde rıhleti yazıldı, lâkin sıhhâti


Allah u âlem hâliya, gûşet bu beyt eder ıyan
Ol şeyhi hakanî Cemâl buldu visal-i zülcelâl
Tarihi eyler (sofiya) bu lafzı “Şeyhûllah” beyan
Şeyhullah tabiri ebced hesabı ile 976(1568) ya tekabul etmektedir.”Osmanlı Müellifleri” sahibi Bursalı Mehmed Tahir Efendinin beyanı bu hesaba uymamaktadır.
Ahmed Hilmi Bey de “Seyyid Yahya Şirvani” adlı eserinde 976 da vefat ettiği, Hüseyin Vassaf “Sefine-i Evliyâ” adlı eserinin dört ciltinde de Ümmi Sinan Hazretlerinin vefat tarihini 976 olarak yazmaktadır. Doğru olanı da 893 yılında dünyaya geldiği 976(1568) yılında vefat ettiğidir. Mübarek ömürleri 83 yıldır.


Ümmi Sinan Hazretlerinin Eserleri

; Ümmi Sinan Hazretleri umuma faydalı iki eser bırakmıştır. Bunlardan birincisi, “Risâle-i Şerife-i İstanbuli Ümmi Sinan” diğeri de irfanını gösteren “İlahiler Divanıdır”. İlahileri Anadolu ve Rumeli de herkes tarafından okunmaktadır.
Öğrenenler öğrendikçe, insanlar faydalandıkça Ümmi Sinan Hazretlerinin amel defterine hayır hasenat yazılacak, namı hayırla anılacak...İnşallah
Kendisine hayır dua edecek salih evlatlar bırakmış, edeb ü vefa örnek varisler bırakmış, bu hayırlı altın silsile devam etmektedir.

Ümmi Sinan Hazretlerinin Vefatı; Topkapı, Kürkübaşı mahallesinde ki dergâhında vefatına kadar irşâd görevine devam etmiş 976(1568) senesinde cemal alemine teşrif eylemiştir.
Tarihi tedkik edecek olursak, İslamın ruhiyatını aktar-ı cihana evliyaullah hazeratı yaymıştır. Onların sözleri doğru, ef’al ve halleri Kur’ân-ı Kerim’ i beyan ve hitapları ruha olduğundan tevhid neşesini gönüllere muhabbetle, şevkle sokmuşlardır.
Ölü gönülleri ihya etmiş, akıllara, fikirlere ışık tutmuş, mahzun gönüllere kederli insanlara âb-ı hayat sunmuş olan Ümmi Sinan Hazretleri, vefatına yakın dostlarına şöyle buyurmuşlar;
“Rüyamda gördüm, bir gemim var imiş, yelkenleri açtım gidiyordum. Rüzgar sakin olunca yelkenleri indirdim. Gemiyi karaya çekmek istedim. Bir kimse gelip yelkenleri indirme kaldır, az çok rüzgar vardır taki menzile eresin, bir ayak daha ileriye varasın dedi.”
Dostları bu olaydan murad nedir, lûtfedip bidirmesini rica etdiklerinde Ümmi Sinan Hazretleri buyurdular ki;
“Can sineye geldi, biz hayatdan, hayat bizden el çekti, can var iken sakın tevhidsiz durmayın nefsi rüzgar az çok vardır. Gemiyi bir ayak ileri sürmekte kar vardır.” Bunun üzerine dervişler ağlamaya başladılar, gözlerine yaşlar dökerek sinelerine taşlar bağladılar. Ümmi Sinan Hazretleri Ya Hay Ya Kâyyum Diye canını terk ederek fani alemdem ebediyet alemine geçtiler.
Cenaze namazları Fatih Sultan Mehmed Han tarafından yaptırılan Fatih Camii Şerifinde kılınıp, halifeleri Şeyh Nasûh Efendi tarafından kendileri için yaptırılan Eyüp, Düğmeciler mahallesi Ümmi Sinan Sokaktaki Dergâha defnolundu.
Ümmi Sinan Hazretlerinin Kerametleri;
Keramet: Velilerin lüzumu anında gösterdikleri fevkalade hal, ermişcesine yapılan iş demektir.
Ümmi Sinan Hazretlerinin pek çok kerametlerinden en önemlisi 83 senelik ömründe “ Sırtının duvar ve baldırının da yer görmemesidir”
Bir gün bir müderris avanesi ile beraber dershanesinden çıkıp evine giderken yolda Ümmi Sinan Hazretleri ile karşılaşmış. Pir Hazretlerini mahza alay maksadı ile: “Şeytanı bilir misin”, Hazreti Pir bilirim buyurmuşlar;
-        Kimdir? Diye sorunca
-
        Zatı alinizdir, cevabını vermiş
-
        Bu söze delilin nedir? Sualine karşı
-
        “Biz Rabbimizle beraber olup onun muhabbeti üzerimizde iken siz müzekkiri şeytan oldunuz. Bizi Rabbimizin zikrinden ayırmağa sebep olmak hasebiyle Şeytanı size isnad eyledim” buyurmuşlardır.
Bunun üzerine ham sofunun canı sıkılmış. Ümmi Sinan Hazretleri onu bir kat daha ilzam için; Siz bize Şeytandan bahsettiniz, bizde size “Men ârefe nefsehû fakat ârefe Râbbehû” Hâdis-i Şerifi mucibince size yakın olan nefsinizden sûal edelim. Onu, nasıl bilirsiniz? Diye sûal buyurduklarında, adı geçen;
“Bizim nefsimiz bir köpektir” deyince Ümmi Sinan Hazretleri müderris geçinenin yanındakilere dönerek hitaben köpeğe uyup nereye gidiyorsunuz? Demesi üzerine molla süküt etmiş bir daha kimseye dil uzatmamağa karar vermiş.
Her zaman olduğu gibi, Ümmi Sinan Hazretleri zamanında da İslam dininin ruhiyatına vakıf olmayan, bu aziz dinin özüne varamayan benlikleriyle yaptıkları bir parça taât ve ibadet mağrur aleyhinde bulunurlar. Onun etrafında toplanan dostlarına hakaret ederler, lisânen taşlarlarmış. Ümmi Sinan’ ın dostları da arada sırada; “Efendim, biz çok rahatsız oluyoruz. Sizin aleyhinizde bulunuyorlar. Bizlere de lûzumlu lûzumsuz hakaret ediyorlar, ne olur  bir cevab verin” diye niyaz ederlermiş. Ümmi Sinan Hazretleri ise; “Görün, gülün, söz söylemeyin, geçin” dermiş.
Tabi dostları edeben bir şey diyemezlermiş. Nihayet günün birinde zamanın Şeyhû’l İslam’ı Ebûsûud Efendi de dil uzatmış: “Cahil herifler” diye hakaret ederek inhisarcı ruhu ile: “Dini meselelerin halli ancak bizim gibi alimlere aiddir” diye ileri geri söylenmeye başlamış.
Zavallı zira okumanın başka, ilmin başka bir şey olduğunun farkında olamamış, ilmin bir ilahi nûr olup Allah-û Teâla’ nın onu sevdiği kulunun kalbine koyduğunu duyamamış, çünki ilmi ilahi öyle bir şeydir ki okuyanda da olur okumayanda da olur, erkekte de olur kadında da olur, çöpçüde de olur, emirde de olur. İşte bu biçare bunu anlayamadığından, bir hayvan yükü kitap okumakla alim oldum zannetmiş.
Esasen ilim, Allah’ı bilmektir. O’ nu kim iyi bilirse en büyük alim odur. Alim insan da Allah’ın yarattığı her şeye saygı, sevgi şefkat ve merhametle yaklaşandır.
Şeyhû’l İslamın bu hareketi üzerine dostları şeyh Ümmi Sinan’ a tekrar gelmişler: “Efendim, artık biz bu zatın ağır hakaretlerine dayanamayacağız ne olursunuz bir şey söyleyin, diye niyazda bulunmuşlar.” Ümmi Sinan Hazretleri de bu kerre bu aziz kardeşlerinin yalvarmalarına dayanamayarak; “Pekala ben şimdi Şeyhû’l İslam efendi ile görüşürüm” diyerek doğru Şeyhû’l İslamın odasının kapısının önüne gelmiş, içeri girecek, kapı ağaları odacılar;
-        Nereye ? diye önlemişler girmesini.
-
        Ümmi Sinan: Şeyhû’l İslam efendiyi göreceğim. Bir müşkilim var, sormak isterim. demiş
-
        Kendilerine soralım bakalım kabul buyuracaklar mı? demişler.
-
        Ümmi Sinan: Sorun, demiş.
Şeyhû’l İslam Ebûsûud Efendi sorulduğunda Şeyhû’l İslam;
-        Meselesini evvela yardımcılarıma sorsun, onlar halledemeyince o vakit bana gelsin. Diye yüksek sesle emir verirken, dışarıdan Hazreti Ümmi Sinan bunu duymuş.
Ağa, efendinin emrini söylemek üzere dışarı çıkarken Ümmi Sinan Hazretleri yüksek sesle:
- Söyleyin o içerdeki adama! Bunlar güya peygamber efendimizin varisiyiz diye geçinirler. O aziz peygamberin huzuruna girmek için böyle ağalar, odacılar merasimi var mıydı? Allah’ı tercümansız seyreden o merhametli peygamberin perde arkasında oturduğu görüldü mü idi? diye sormuş.
Şeyhu’l İslam Ebûsûud Efendi;
- O zat kim ise içeriye gelsin demiş.
Ümmi Sinan Hazretleri içeriye girince, onun kalender vaziyeti Şeyhû’l İslam’ın yüzünü ekşitmiş.
-        Ne istiyorsunuz? diye sormuş.
Ümmi Sinan Hazretleri cevaben;
-        Ben Ümmi bir adamım. Allah’ın ilmiyle mahlukatın ilmi arasındaki nispet daima gönlümden geçer, bunu bana açık şekilde anlatabilecek bir alim arardım. Bugün de siz hatırıma geldiniz, bu müşkülümü herhalde Şeyhû’l İslam Efendi, alimlerin başı olan bu zat halleder diye yanınıza geldim. demiş.
Şeyhu’l İslam Ebûsûud Efendi pürhiddet;
-        Bu biçim sual mi olur? diye mukabele edince, Ümmi Sinan Hazretleri;
-
        Resûl-i Ekrem Efendimiz bu dini öğretirken, anlayışı ağır olduğu halde ihlası olup anlamak isteyenlere: Anlamadığından dolayı hiddet göstermeyiniz, öğretinceye kadar çalışınız, diye buyurmuşlardır. Siz kızıp hiddet edeceğinize bana haricde bir misal vererek aydınlatsanız daha hoş olur zannederim.” demiş.
Şeyhu’l İslam Ebusuud Efendi;
- Otur, deyip, Ümmi Sinan önüne oturduktan sonra, bir daire çizmiş ve dairenin ortasına da bir merkez noktası koyarak Ümmi Sinan Hazretleri’ ne:
-        Simdi dikkatle bak! demiş. Lâteşbih şu daireyi Allah’û Teâlla’ nın ilmi farzederseniz orta yerindeki o nokta da gelmiş ve geleceklerini heyeti umümiyesinin ilmidir.
Koca Ümmi Sinan;
-        O halde, o noktada zat-ı alinize isabet eden ilminizi gösterir misiniz? Deyince, Şeyhû’l İslam nisbeten uyanarak Hak dostu gönül sultanına karşı nazarlarını değiştirmiş, kendi sahasınıda ikram ederek, Hazreti Ümmi Sinan ile bir parça hukuk tedarik etmiş ve sık sık temasa başlamış.
Fakat, okuduğu şeylerin tesiri, Yûnaniyyat ilminin baskısı, râhmaniyyat zevkinin iç tarafına daima engel olduğundan Ümmi Sinan Hazretleri’nin kendisini ve bazı sözlerini sevdiği halde, hakikatin derinliklerinden çıkan ve kalbin gözünü kamaştıran şeyleri zevk edinemezmiş. Hatta bir gün aralarındaki sohbet kızışmış, Ümmi Sinan Hazretleri’ nin bazı sözlerini hazmedemediğinden hiddetlenerek;
-        Senin cenaze namazını papaz kıldıracaktır! demiş.
Ümmi Sinan Hazretleri de;
-        Ona hiç şüphe yok. Benim de imanıma göre benim cenazemin namazını muhakkak papaz kıldıracaktır, diye cevap vermiş.
Zaman geçmiş bir gün Ümmi Sinan Hazretleri’nin ahirete gideceği tahakkuk etmiş. Son anlarında başında duran dostlarına;
-        Bana Hak’ın emri vaki olunca hemen kefenler, tabutumu hiçbir şeyle örtmez, o şekilde musalla taşına getirir, cenaze namazım kılınır kılınmaz da hiç kimseyi beklemeden hemen tabutumu örter , süsler, tacımı giydirir, beni götürür, bu kalıp aleminin vatan-ı aslisi olan toprağa gizlersiniz, demiş.
Ümmi Sinan Hazretleri gözlerini bu alemden kapayıp mana aleminde açtığı zaman,dostları vasiyetini yerine getirerek çıplak tabutla musalla taşına kadar götürürler.
O gün de Kanûni Sultan Süleyman’ın kerimesi de vefat etmiş, o da musalla taşına getirilmiştir. O günkü ananede de padişah, sultan, şehzadenin cenaze namazlarını Şeyhû’l İslam kıldırırmış. Acayip! Tam namaz kılınacak, musalla taşında çıplak bir tabutta bir erkek cenazesi var. Tabii Şeyhû’l İslam ilk önce erkeğin cenaze namazını kıldırıp sonra sultanın namazını kıldırmağa başlayınca, Ümmi Sinan Hazretleri’nin talebeleri hiç beklemeden hemen Hazreti Ümmi Sinan’ın emirlerini yerine getirmeğe başlamışlar ve tabutun başına tacını giydirerek süslü örtülerini örtmüşler.
Şeyhû’l İslam da sultanın cenaze namazını kıldırırken gözünün ucuyla bu hale bakarak şaşırmış. Selam verir vermez;
-Bu cenaze kimin cenazesidir? diye sormuş.
-        Efendim sizler baki, Hazret-i Ümmi Sinan Hak’a yürüdü, cevabını alınca, Şeyhû’l İslam Efendi sakalını tutarak;
-
        Hey Koca Sultan hey! En nihayet bizi papaz de yaptı öyle gitdi, kıymetini bilemedik, diyerek gözleri yaş ile olduğu halde Fâtiha’sını okumuştur.
Ümmi Sinan Hazretlerinin baş halifesi Şeyh Nasûh Efendi Pazartekke de ki dergâha her gidişinde ordan bir torba toprak alır, Eyüp’teki kendi dergâhına getirirmiş. Ümmi Sinan Hazretleri bu davranışı gülerek karşılar “Geldi yine bizim toprak hırsızı” dermiş.
Ümmi Sinan Hazretlerine Emr-i Hak vaki olup Fatih Cami’sinde cenaze namazı kılındıktan sonra, o zamana göre kendi dergahına götürülüp sırlanması gerekirken dostları tabutta bir direnme ve yönlendirme hissetmişler ve o yönlendirme onları şeyh Nasûh Efendi’nin Eyüp’ teki dergâhına götürmüş birde bakışmışlar ki Nasûh Efendi mezarı hazırlamış “Gel Şeyhim gel” diye tesbihini çekmekte. Büyük evliya İbrahim Ümmi Sinan Hazretleri hemen oraya sırlanmış.
Ümmi Sinan Hazretlerinin Türbesi: Ümmi Sinan Hazretlerinin türbeleri Eyüp, Düğmeciler Caddesi Ümmi Sinan Sokak No:5 adresindedir. Bu türbe halifeleri Şeyh Nasûh Efendi tarafından Ümmi Sinan Hazretleri için yaptırılmıştır. 513 senelik bu mekanda halen Ümmi Sinan Hazretlerinin ve Nasûh  Efendinin kan bağı ile birleşen torunları oturmaktadır.
Bahçe kapısından girince genişçe bir gül bahçesi ile karşılaşırsınız. Sol taraftaki iki katlı ahşap evin (haremlik) ilk kapısından girince bir taşlık ve hemen karşıda semâhanenin giriş kapısını görürsünüz. Duaların, sohbetlerin yapıldığı semâhane iki katlıdır, üst kat kafesle kaplıdır, semahanenin içindeki 3’üncü kapıdan merdivenle türbeye inilir. Türbede Ümmi Sinan hazretleri ile birlikte 9 erkek 3 hanım olmak üzere 12 kişi medfûndur.
Ümmi Sinan Hazretlerinin sandukasının sağında ve solunda ikişer sanduka vardır, sağ tarafındaki sandukada Şeyh Nasûh Efendi onun yanında Mevlevi Mehmet Efendi, sandukanın sol tarafında Şeyh Raşit Efendi, üstüne sırlanan Nûrullah Efendi ve Şeyh Râşit Efendinin zevceleri Seher Bacı yatmaktadır.
Ayak ucundaki sandukalarda sırlananlardan sol başındaki Ali Rıza Efendi, Şeyh Şefkâti Efendi ve hanımlardan Ali Rıza Efendinin hanımı Emine Bacı bilinmektedir.
Türbe kapısının üzerinde şu levha asılıdır;
“Müridi Râh-ı Âşkâ Kıblegâhı Âşıkândır Bu,
Edeple Gir Gözün Aç Türbe-i Ümmi Sinan’dır Bu”
Bahçeden girince hemen karşıdaki iki katlı ahşap ev dergahın selamlık bölümüdür.
Dergahın haziresinde zamanın büyük zatları, dergaha hizmet edenler, şehzadelerin kabirleri vardır. Hazireye en son 1992 yılında vefat eden Ümmi Sinan torunu Şeyh M. Talip Kargı sırlanmıştır.
Halen ziyaretgâh olan bu güzel mekan İstanbul’un en feyizli, en temiz bir mekanıdır aşıklar, arifler her zaman giderler yüz sürerler.
1860 yılında büyük bir tamirat görmüş, 1982 yılında da ikinci büyük tamiratını görmüştür. Şeyh M. Talip Kargı’nın vefatından sonra vasiyeti üzerine 1993 yılında kurulan dernek tarafından devamlı korunması ve bakımı yapılmaktadır.